AĞRI DAĞI

GEZİ VE YÜRÜYÜŞLERİMİZE KATILMAK İÇİN İLETİŞİM

ÖMER FARUK GÜLŞEN – Mobil No : 0542 595 10 34 – e-mail : dagciomer@gmail.com

 

AĞRI DAĞI

Doğu Anadolu Bölgesinde 5137 metre yüksekliğinde volkanik tipdeki dağ.

Iğdır İli’nin güneyinde, Doğubayazıt’ın 15km. kadar kuzeydoğusundadır. Iğdır ovasından 4000 m.yi geçen bir kot farkıyla yükselen Ağrı Dağı, Türkiye ve Avrupa kıtasının en yükseği ve dünyanın da ikinci en büyük volkanik dağı unvanına sahiptir. Düşük nem miktarına sahip ve açık havalarda Ermenistan, Nahçıvan, Azerbeycan ve İran toprakları ile Van, Kars, Bitlis yörelerinden görülebilen bir büyüklüktedir.

 

 

 

Ağrı veya Eğri Dağ olarak isimlendirilen bu volkan, yabancı kaynaklarda ise Ararat olarak geçer. Urartulardan beri farklı isimler ile adlandırılan Ağrı Dağı’na, Ermeniler Masis, İran coğrafyacılarının da kullandığı gibi Farsça olarak Kuh-i Nuh, Arap dağcılar ise Cebel-el Haris, Küçük Ağrı’ya da Cebel-el Havayris derler. Dini kitaplarda ismi Nuh Tufanı ile geçer ve Ararat isminin Nuh efsanesinden geldiği belirtilir. İsa’nın doğumundan önce Ortadoğu tarihinin en geleneksel kaynağı olarak kabul edilerek Hz. Musa tarafından yazıldığı ileri sürülen “Eski Ahid” (Tevrat)’in beş kitabından ilki olan “Tekvin”de Ararat şöyle geçmektedir; “Ve gemi yedinci ayda, ayın onyedinci gününde Ararat Dağları üzerine oturdu.” (bkz. 8.Bap 4.Âyet) Kur’an-ı Kerim’de ise, “Gemi, Cudi üzerine oturdu…” (bkz. Hud Suresi 44.Âyet) olarak belirtilmektedir. Sümer destanlarından dünyaca meşhur olan Gılgamış Destanı, 5000 sene önceki bir tufandan söz etmekte ve bu tufandaki geminin Nisip (Cudi) Dağı’na oturduğunu yazmaktadır. Tarih boyunca dağın çevresindeki yörede çok farklı milletler varlıklarını sürdürmüştür. Ağrı Dağı etekleri ve çevresinde yaşayan Hitit Uygarlığı’nın, İ.Ö. 1340’tan sonra Doğu Anadolu Bölgesindeki etkinliklerini yitirmeleriyle ortaya çıkan krallıklardan biri olan Hurriler İ.Ö. 1200 senesine kadar bölgede yaşamışlardır. İ.Ö. 1200-600 yılları arasında ise, ismine ilk kez İ.Ö. 13. yüzyıldan kalan Asur kaynaklarında rastlanan, Urartu’lar yerleşmiştir. Ardından Roma’lılar, Bizans’lılar, Selçuklu’lar ve Osmanlı İmparatorluğu bölgede hüküm sürmüştür.

Dağ, güneydoğu yönünde aynı kaynağın farklı bir damarı olarak 3896 metre yüksekliğe ulaşan ikinci bir volkan yaratmıştır ki bu da Küçük Ağrı olarak isimlendirilir. Yüksekliği Kaçkar ve Erciyes dağlarından sadece 20-25 metre kadar farkı olan Küçük Ağrı, yanında 5000 metreyi aşan Büyük Ağrı Dağı’na daha da görkemli bir hal verir. Meşhur seyyah Marco Polo’nun şahsi yazılarında Ağrı Dağı için “hiç bir zaman çıkılamayacak bir dağ” diye bahsedilmektedir. Bu görkemli görünüşü sebebiyle dağın çevresinde yaşayan yerli halk da, ulaşılamaz olarak görülen o zirveye bugüne kadar kimsenin ulaşabildiğine inanmamaktadır. Bu yanlış inanış halen günümüzde de devam etmektedir. Büyük ve küçük Ağrı Dağı aynı taban üzerinde yükselir ve 2512 metre yüksekliğindeki Serdarbulak Geçidi ile ayrılır. Her iki dağın toplam çevre uzunluğu 128km. olup 1, 188 km2’lik bir taban üzerinde yükselir. 40 km’ye yaklaşan çaptaki dar bir alandan birden bire 5000m.yi aşan bir yükselti ve çevresinde onu kapatabilecek başka bir yüksekliğin olmaması sebebiyle zirvesine ulaşanlara çok zengin bir manzara ile göz ziyafeti yaşatır. Açık havalarda 400 km. çapında bir araziyi görebilmeniz mümkündür. 4 Ülkenin sınırlarının birleştiği bir alanda odak noktası gibi yükselen Ağrı Dağı’ndan; Van Gölü ve yöresi de dahil olmak üzere Doğu Anadolu yaylalarının büyük bir bölümünü, Gürcistan’ın Kafkas’lara değin uzanan geniş bir kesimini ve İran’ın Urumiye Gölü’ü görülebilmektedir.

Ağrı Dağı’nın doruğu toktağan kar tabakası ile kaplıdır. Binlerce senelik bir tarihe sahip olan bu buzul, 300m.ye yaklaşan kalınlığı ile 5km. çapında bir genişliğe sahiptir. Yaklaşık 10 km2’lik bir alanı kaplayan boyutu ile Türkiye’nin en büyük buzuludur. Bu geniş ve kalın buz örtüsü doruk sahasını tamamıyla örttüğü için krater ağzı görülemediği gibi nerede olduğu da bilinememektedir. Dağın kuzey yönünde uzanan buzul dilimine, dağın ilk tırmanışı gerçekleştiren dağcının ismi olan “Parrot Buzulu” adı verilmiştir. Tarihte, Nuh Tufanı’ndan sonra zirveye oturan Nuh’un gemisindeki bütün hayvan çiftleri, yerli inanışa göre dağın kuzey yönünde bulunan Ahora (Ahura, Ahuri) köyünden dünyaya yayılmıştır. Günümüzden 162 sene önce, 20 Haziran 1840 sabahında meydana gelen devasa büyüklükteki bir heyelan sonucunda, dağın kuzeydoğu yamacı kayarak Aziz Yakup Vadisi ile birlikte Ahora köyünü çamur, taş ve kayalarla örtmüştür. Açılan bu devasa boyuttaki çukur ise Ahora Çukuru olarak isimlendirilmektedir. Bu köyün yakınlarında ise şimdi Yenidoğan köyü bulunmaktadır. Ağrı Dağı, bölge dağlık alanları çayır ve meraları ile birçok memeli hayvana da ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar arasında ayı (Ursus artos), kurt (Canis lupus), tilki (Vulpes vulpes), vaşak (Lynx lynx), yaban koyunu (Ovis gmelinii), yaban keçisi (Capra aegagrus), çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), yaban domuzu (Sus scrofa), dağ tavşanı (Lepuz capensis), Arap tavşanı (Allactaga williamsi), porsuk (Meles meles) ve kaya sansarı (Martes foina) gibi türler bulunmaktadır. Tamamıyla volkanik bir yapıya sahip olan dağın yaklaşık 4000 metresine kadar olan kısmı bazalt, daha sonraki yükseklikler andezit lavlarından oluşmuştur. Dağın üst kesimlerinde eriyen buzul suları, çok kısa bir mesafede geçirimli kayalar ile derinlere sızdığından dolayı, dağın eteklerinde özellikle de yaz mevsimlerinde ciddi anlamda su bulunmamaktadır. Yazın yapılacak tırmanışlarda yüksek miktarda su taşınması tavsiye edilir. Ayrıca, dağın güneybatı yönüne tekamül eden 3200 metre yükseklikteki yeşil kampta bazı seneler temmuz ayının ortalarına kadar su bulabilme imkanı olsa da, bu tarihten sonra kesinlikle su görülmez. 4200 metre kampında ise, öğlen saatlerine kadar buzulların kısmi kesimlerinin, sadece güneşli havalardaki ısınmaları sonucunda meydana gelen erimeler ile su bulabilmek mümkün olsa da, güneş battıktan sonra ani soğuma neticesi ile sular tekrar donar. Ağrı Dağı’nda kış mevsiminde yağan karlardan, 3000 metrenin alt kesimlerinin baharla birlikte gelen ısınma sonucunda erimesiyle 21 farklı türde binlerce çiçek açar. Ancak, birbirinden farklı çeşitli renklerdeki bu çiçekler, sebebi bilinmemekle birlikte karakteristik olarak kokusuzdur.

Eski tarihlerde genelde Nuh’un gemisi hakkında bilgiye ulaşabilmek gayesiyle yapılan Ağrı Dağı tırmanışlarda ise ilkler; 9 Ekim 1829 tarihinde dağın ilk çıkışını gerçekleştiren, dönüşünde Nuh’un gemisinin bulunabileceği 200 adım çapında bir düzlükten söz eden Prof. Dr. Friedrich Von J.Parrot kayıtlardaki ilk dağcıdır. 5 yıl sonra 1834 senesinde Rus Spaski Antomonof, 1845 senesinde dağın günümüze kadar saklanan ilk bilimsel çizimlerini yapan Alman Hermann Abich ve arkadaşı Wagner, 1850 de Rus ekibi lideri olarak dağa tekrar tırmanmak için gelen Hermann Abish ve Rus Kochko, Kanikovf, Eleksandrovf olmuştur. İlk Türk tırmanışı ise 1854 senesinde Osmanlı İmparatorluğu subayı ve bir grup eğitimli asker tarafından gerçekleştirilmiştir. 1856 senesinde İngiliz Seymour, 1876 da 4000 metre yükseklikte lav yığınları arasına sıkışmış, dört ayak uzunluğunda ve beş inç kalınlığında yontulmuş bir tahta parçası gördüğünü iddia eden İngiliz James Bryce’ın ardından Fırat Nehri’nin kaynağını araştırmak üzere 1883’te dağa tırmanan Kudüs Başdiyakosu Dr. Nuri, geminin orta bölümünün buza gömülü olduğunu, çok kalın ağaçlardan yapıldığını ve koyu kırmızı renkteki kalasların 30 cm uzunluğundaki çivilerle çakıldığını bildiriyordu. Bu açıklamalardan esinlenen bir grup Belçika’lı zengin Nuh’un Gemisi’ni aramak üzere bir keşif gezisi düzenlemeye çalıştılar. Gemi parçalar halinde taşınarak Amerika’ya 1893 Chicago Müzayedesi’ne gönderilecekti. Fakat, Osmanlı Hükümeti bu konuya sert ve kesin bir kararla karşı çıktığı için tasarıdan vazgeçildi.

Ardından bütün bu iddiaları araştırmak üzere yine aynı tarihte dağa tırmanarak büyük bölümünü araştıran ve hiçbir kalıntıya rastlamadıklarını itiraf eden Hasan Paşa ve beraberindeki erlerden sonra 1949 senesinde Birleşik Devletlerden Dr. Smith, 1952 senesinde Fransız ekibi Navarra ve Riquer ve 8 Ağustos 1957’de Muzaffer Erol Gez, Kazım Naz, Dr. Bozkurt Ergör ve Dennys Hills zirveye çıkan ilk ekipler olmuştur. Prof. Dr. Abdül Mecit Doğru ve Muzaffer Erol Gez, yüksek irtifada insan fizyolojisi üzerine Türkiye’de bilimsel anlamda ilk tıbbi araştırmaları yaptıkları sırada, Ağrı zirvesinde 3 gün kalarak kırılması güç bir rekora imza atmışlardır. İlk solo tırmanış Ertuğrul Melikoğlu, ilk kış tırmanışı ise 21 Şubat 1970 tarihinde Dr. Bozkurt Ergör tarafından gerçekleştirilmiştir. En fazla katılımcı ile gerçekleştirilen tırmanış ise, iki bölüm halinde toplam 197 dağcı ile T. Dağcılık Federasyonu’nun düzenlediği 2002 Uluslararası Ağrı Dağı Tırmanışı olmuştur (İ. Meydan.2002). Büyük Ağrı Dağı zirvesine bugüne kadar kuzey yüzünden ve kış şartlarında hiçbir bölgesinden solo olarak ulaşılamamıştır.

Dağ 16, 864 ft.lik boyutuyla yüksek irtifa dağcılığı için vazgeçilmez bir tırmanışa sahiptir. Ağrı Dağı 5137 metrelik zirve tırmanışı ile, 5671 metrelik İran’da ki Demavent (Damavant) Dağı’ndan daha zordur. Tırmanış için en uygun zaman, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarıdır. Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı dağlarında izne tabi olan tırmanışlar, sadece Doğubeyazıt Topçatan ve Eli Köyü güzergahından olmak şartıyla dağın Doğubeyazıt sınırları içinde kalan cephesinden, ve Iğdır Yenidoğan Köyü ile Cehennemdere Vadisinin sağ tarafından Küp Gölü rotasıyla yapılmaktadır. Fakat dağın bu iki rotası dışında, zirveye giden üç farklı yol daha vardır. Zirveye giden en kolay yol ise, Doğubeyazıt üzerinden Eli köyü rotasıdır. Bu rota diğer yollara nazaran daha kısa ve emniyetlidir. Kuzey yolu ise Ahuri çukuru ile yüksek kot farkından dolayı çok zordur ve Küp gölü üzerinden geçer. 2100 metredeki Eli köyünde yaşayanlar, yazın 3000 metredeki yaylalarda ikamet etmektedir. Eli köyüne kadar araçlarla gelindikten sonra yaklaşık 6 saatlik bir tırmanış ile 3200 metredeki yeşil kampa, yüksek irtifadan kaynaklanan dağ hastalıkları hariç tutularak hiçbir tırmanış sorunuyla karşılaşılmaksızın rahat bir şekilde ulaşılır. 4200 kampına ulaşmak için gidilen yol ise 3200 kampına kadar olan yoldan daha diktir. Fakat buna karşın daha kısa sürede ulaşılır. Parkur tırmanış hızına bağlı olarak 4 ila 6 saat sürer. 3200m. kampı bir gecede yaklaşık 150 çadırı barındırabilecek imkana sahipken, 4200 kampı en fazla 25 çadır büyüklüğündedir. Tırmanış boyunca dağın görülmeyen tarafında kalan K. Ağrı bu kamp alanında kendisini gösterir. 4200 kampının güneyindeki Şeytan çukuru olarak isimlendirilen keskin yamaçtaki kayalıkların görülmeyen tarafında zirve için su tedariği yapmak mümkündür. Kamp alanından zirveye gitmek için gece hazırlıkların tamamlanması ve sabahın çok erken saatlerinde tırmanışa başlanılması gerekmektedir. Ağrı Dağı’nda karakteristik olarak öğlene doğru bulut toplanması, tırmanışları çoğu zaman engelleyen bir durum yaratır. Zirve çanağı 5137 metrelik Atatürk ve 5122 metrelik İnönü tepelerinden oluşur ve 5000 yaylası kuzey yöndedir. Dağa çıkış ve iniş en az dört gün sürer .

Ağrı Dağı’na ilk çıkış Nuh’un gemisini araştırmak için 9 Ekim 1829’da Frederic Parot tarafından gerçekleştirilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait birlikler de 1966’da doruğa kadar çıkmışlar ve orada eğitim yapmışlardır.

 

 

GEZİ VE YÜRÜYÜŞLERİMİZE KATILMAK İÇİN İLETİŞİM

ÖMER FARUK GÜLŞEN – Mobil No : 0542 595 10 34 – e-mail : dagciomer@gmail.com

 

 


|antalya fm200|antalya yangın söndürme tüpü|antalya davlumbaz söndürme|antalya ev temizliği|antalya temizlik şirketleri|antalya personel temini|antalya havaalanı transferi|antalya havalimanı transferi|antalya transfer|